Alternative content

Get Adobe Flash player

 Geleneklerimiz

SUBAŞI BELDESİ GELENEK,GÖRENEK,İNANÇLAR VE HALK KÜLTÜRÜ ARAŞTIRMA                        ÇALIŞMALARI

Yerdeğişim Göçmeni. Türkiye ve diğer ülkeler arasında yapılan ikili karşılıklı göç anlaşmaları kapsamında Türkiye'ye yerleşen göçmenlerdir

        Dedelerimizin göçlerindeki etkenlerden olan ve daha sonra tekrarlanan ,Balkan Türk’lerinin yaşadıkları ve yaşayacakları tek göç Balkan Savaşlarından sonra olmadı kuşkusuz. Daha sonra Birinci Dünya Savaşı, daha sonra Nüfus mübadelesi, sonra baskıcı idareler, sonra ikinci Dünya Savaşı, en az Anadolu kadar fethedilmiş ve beş yüzyıl yaşanmış Topraklarda bizden bir şey bırakmadı. Aslında bırakmadı demek çok da doğru olmaz. Çünkü o bölgelerde yaşanan bütün zulüm, katliam ve göçlere rağmen hala bizden sayılabilecek bizlerden pek çok izler taşıyan yerleşim yeri var.Belkide bilemediğimiz bize anlatılmayan ve unutulan nice akrabalarımız büyüklerimiz bulunmaktadır.amacım tüm SUBAŞI halkının bu özlemlerini gidermede veya bilinen ,duyduğu hatırları ve özlemleri paylaşmaktır.

      Dileğimiz, Bu bağlamda dedikleri gibi suyun öbür yanından getirdiğimiz kültürümüzün , fazla zengin olmayan ürünlerine sahip, yörelerimizden biri olan Subaşı’nın, öteki kültür öğelerinin yanısıra,folklorik kıyafet halk müziği ve oyunlarının da, gelenek ve göreneklerimizin belli zaman aralıklarıyla ve bilinçli bir biçimde, derleme kurallarına uygun olarak derlenmesi , uzmanlarca ve büyüklerimizce değerlendirilmesi ve bu yolla  yörenin kültür öğelerinin,kaybolmasının önlenebilmesidir.

Giyim - Kuşam

2005 yılının Mayıs'ında subaşı’na özgü bir giyim şekli kalmamıştır, bu konuda biraz nostalji yapmak durumundayız, 35 - 40 yıl öncesinde giyilen ve kıyafetlerden söz edeceğiz..

ERKEK KIYAFETİ: Yündendir. Elde kadınlar tarafından örülür .Siyah ve beyaz çorap olmak üzere iki türlüdür . Damat çorapları hariç, nakışsızdırlar.
POTURLARI: Potur, kendilerinin dolapta dövüp hazırladıkları aba kumaşından yapılır. Yan kısımları siyah gaytonla süslenmiştir. Dizden yukarısı boldur. Dizden aşağısı dardır.
KUŞAKLAR: Yünden dokuma olup , al ve beyaz renktedir. Bele dolanır. Bir yandan potura kemer görevi yaparken diğer yandan cep ve süs görevini yapar.
GÖMLEKLER: Pamuktan, düz çizgili kumaştan veya düz beyaz kumaştan dikilir. Yakasızdır.
YELEKLER: Abadan yapılır , kolsuzdur. Gömleğin üzerine giyilir. Gaçka, Kopça denilen tel düğmelerle iliklenir. Gaytonlarla süslenmiştir. Bölgelere göre (elek ) koparan gibi isimleri alırlar.
CEPKEN: Bu da abadan yapılır. Kolludur. Çevresi gaytonlarla dikilmiş süslemeler vardır. Yakasız ve düğmesizdir. Ceket görevini görür.
AYAKKABI:Tarlada çarık giyilir. Normal günlerde deriden yapılmış, ucu sivri, alçak ayakkabı giyilir.
YAĞLIK: Genç kızların sevdiği erkeğe verdikleri mendildir. Kızlar kendine özgü işlemeyle mendilleri işlerler. Her motif bir anlam taşımaktadır.
KADIN KIYAFETİ
ÇORAP: Bütün kadın çorapları nakışlıdır. Hakim olan renge göre adlandırılır. Elde yün ipliğiyle örülür ve yünü kendileri eğirmektedirler. Çorapları, kedi bacağı, domuz tırnağı , muskalı çiçek, dişçik gibi isimlendirdikleri motiflerle süslemektedirler
.
Ayaklara çoraplardan başka birde ' edik ' denilen yünden örülmüş nakışlı terlikler giyilir.
ŞALVAR: Kumaşları pamuktan olup, kendileri dokumaktadır. Uzunlukları diz kapağının biraz altındadır.
GÖMLEK: Dokuması pamuktandır. Çeşitli işlemelerle süslenmiştir.
ÖNLÜK: Her köyün kendine özgü renklerde, kendilerinin yününden dokuyup süsledikleri önlükleri mevcuttur. Bazı köylerde '' fıta '' denir. Önlükleri bağlamak için yünden örülmüş ince bir kumaşa da uçkur denir.
CEPKEN: Gömleğin üzerine son derece güzel motifli , telle işlenmiş aba veya çuhadan yapılmıştır. Uzunluğu bele kadardır.
BAŞ ÖRTÜLERİ: Kenarları süslü ipekten yapılmıştır. Bir adı da greptir.renk renk olarak hazırlanıp kullanılması apayrı bir özellik taşımaktadır

 

 

 

                                            

 

 

 

Kız İsteme ve DüğünEvlenecek gelin ve damat adaylarının birbirleri ile tanışması veya görüşmesi, bunun sonucunda evlenmeye karar vermeleri gibi. Genç kızlar için evlilik yaşı 16 ve üstü, erkekler içinse 18 yaş ve üstüdür. 30 - 40 yıl öncesine kadar evlenecek kızlar çeyizlerinde iplik, çember (başörtüsü), kese  ve camadan (zembil) gibi bugün artık kullanılırlığı kalmamış eşyalar bulunurdu.Kız isteme töreninde Erkek annesi kızı olan evlere misafirlik bahane ederek kız görmeye giderlerdi.

Eskiden kız istemeye doğrudan kız evine gidilmez komşusuna gidilirdi. Kızın babası oraya çağırılırdı.İlk gidişte kız istenir.İkinci gidişte cevap alınırdı.Kız verilirse, erkek tarafından istenecekler orada söylenir, nişan tarihi belirlenir. Nişan kız evinde yapılır. Nişana gidecekler erkek evinde toplanır, kadınlar evde kalır, erkeler kız evine gider. Nişan takılır. İstekler kağıda yazılmış olarak verilir.( Erkek evinden;  başlık parası, altın, yün, patiska, ..vb.) Kızın akrabaları  kadın- erkek karışık olarak nişana gelirler.Nişanda düğün tarihi belirlenir.daha sonraki dönemlerd3en günümüze kadar olan uygulama ise Yöremizde görücü usulü ile kız isteme ,beğenme olmaz.gençlerimizin birbirini beğenip tanışarak,konuşarak anlaşarak karara varırlar.kendileri anlaştıkları kararı almadan aile büyüklerine bahsedilmez.daha sonra araya aracılar konularak aile büyüklerinin fikirleri(gönülleri)alınır.kız istemeye gidileceği zaman ise yine aracılar tarafından kız tarafına bildirilir.bu ziyarete ailenin büyükleri,sülale büyüğü olarak adlandırılan dedeler gider.aynı şekilde kız tarafına kız evine büyükleri ve akrabalarını davet eder.karşılama töreninden sonra çeşitli ikramlar ile kahve servisi olur.nihayetinde ise aile büyüğü gelmelerinin sebebini Allahın emri,peygamberin kavli diyerek açıklar.Genelde kız babası bu isteme törenini diğer aileyi iyi olarak tanıdıklarını kendilerininde bu evliliğe gönüllü olduklarını ama diğer aile büyüklerine danışmak ve aileyi araştırmak bahanesi ile 1 hafta ile on gün sonrasına bırakır.Aracılar ise 1 haftaki törenin nihayetinde gençler arasında söz bağlama olması için çaba sarf ederler.Genelde söz ve nişan töreni bir arada yapılması gelenekseldir.Eğer aileler anlaştırılabilirse her iki tören yapılabilir.İkinci ziyaret yine aynı taraflar ile tekrarlanır ikramlardan sonra yine erkek tarafı büyüğü niyetlerini ve gecen haftaki ziyaretleri neticesini sonucu fikirlerini almaya geldiklerini bildirir.Kız babası ise gençler arasında anlaşarak karara varmışlar bize de bu karara uymak yakışır hayırlısı olsun inşallah diyerek noktalar.Hemen bu olayın sonunda kız tarafı yine ikramlarda bulunarak ortalığı şenlendirir. Bir müddet sonra erkek tarafı kız büyüklerine taleplerini sorarak bu talep bileğilik,zincir,küpe ve saat gibi takılardan ve yatak yapımı için yün (yapağı) dır.günümüzde ise anlaşarak beyaz eşya alımı da aileler arasında paylaşılır.Genelde çamaşır makinası ve fırın kız tarafı,TV ile buzdolabı erkek tarafı na düşer.Yatak odası takımı’da genelde kız tarafına düşmektedir.Zaman içerisinde bu tür talepler değişikler arz ederek yinede devam etmektedir.

Nişanlı kıza kayınvalide her bayram ve hıdrellez’de  hediye götürür. Düğünden önce resmi nikah yapılır.Düğünden bir hafta önce “KAVİL” denilen çeyiz alma töreni yapılır. Çeyiz verilirken sandığın üzerine gelinin kardeşleri oturur.Bahşiş alır.

Erkek tarafından çeyiz almaya gelen yakınlara yengeler bohça gösterir, karşılık olarak bahşiş alır.

Ertesi gün çeyiz serilir. Kayınvalide çeyiz sericilere  yemek verir.

            Düğüne Çağırma:

Düğüne çağırmak için “KOLAÇ” denilen  poğaçalar yapılır. Heybelere konulur. Yengeler bu kolaçları dağıtarak kına gecesine çağırır.Pamuk ipliği bükülür, kırmızı mumla süslenir akrabalardan biri tarafından halka dağılarak düğüne çağırılır.( Buna kırmızı dipli mumla çağırma denir)

Kına gecesi kız ve erkek evinde ayrı ayrı yapılır. Erkek evinde toplanalar çatallı ağaca mısır koçanı takar, bunları gazlayarak yakar, meşale oluştururlar. Bu meşale ve davul zurna eşliğinde oynayarak kız evine kınaya gidilir.Kınaya oğlan tarafından görümceler gider geri kalanlar oğlan evinde eğlenmeye devam eder. Kız evinde düğün halayına gelindiğinde geline büyük küçük herkes elini öptürür, bahşiş verir. Bir tur oynayan görümceler  geri dönerler. Fazla kalınırsa gelinin tembel olacağı söylenir. Erkek tarafından gelenler oradayken kına yakılmaz.Kalan varsa sırtına binilir. Eğlence her iki tarafta devam eder. O gece gelin sağdıçları ve arkadaşları ile kalır. Damat gece çerez getirmeye gelir.

  •  
  • CEYIZ

 

Tentene (Dantel) : Tığ dokuma süsü eşyalarına dantel denir. Eskiden olduğu gibi bugün de en yaygın el sanatıdır. Kısa, uzun, dar ve geniş olarak kullanılacak yere göre dokunan bir çok  modeli vardır.Daha çok yatak, yorgan ve yastık örtüsü,masa örtüsü gibi eşyaların süslemesinde kullanıldığı gibi giyim ve bir çok ev eşyasının süslenmesinde de kullanılır.son zamanlarda da havlu kenarlarına işlenmektedir. Çok çeşit ve zengin motifler vardır.
 İğne Oyası : İğne ile dokunan tenteneye yörede dantel denir. dantel gibi zengin modelleri ve motifleri vardır. Dokunuşunun zor ve zaman alması nedeniyle, kullanım alanı dantel kadar geniş değildir.

Örgü:Şiş ile yapılıp genelde el örgüsü olarak adlandırılır.zengin motiflere sahiptir.kazak,yelek,hırka gibi giysilerin yanı sıra potin olarak adlandırılan  çorap türüdür.Kullanımı bayanlar tarafından çok yaygındır çeşitli renk ve desenlerde çeyizinde bol olarak olmasından kızların bulunmaktadır..

                                               

 

 

Motif (Beyaz İş) : Bezlerin motif işlenerek delinmesiyle elde edilen süs eşyalarına motif (beyaz iş) denir.
Eskiden, gergev (gergef) günümüzde ise dikiş makinası kullanılarak yapılan bir el sanatıdır. Daha çok eskiden, genellikle pencere ve yatak örtülerinin alt kenarlarının süslenmesinde kullanılırdı. Beyaz iş, motifin veya desenin çeşitli yöntemlerle örtüye işlenip kesilmesinden oluşturulur. Motif, yapılış tekniklerine göre beyaz iş, acor ve Türk işi gibi isimler alır.

Uya (Oya) : Tığ veya iğne ile iplik, boncuk ve pul gibi süs malzemeler kullanılarak yapılan çeşitli süslemelere yörede  uya (oya) denir. Çember gibi eşyaların kenar süslemeleri, daha çok oya işlenerek yapılır. Zengin motifler vardır.
Kanaviça (Kanaviçe) : Patiska üzerine renkli teller kullanarak iğne ile yapılan motifli veya figürlü süs eşyalarına denir. Eskiden, sökümlük kanaviçe bezler ve gergev (gergef), mekik kullanılarak yapılan kanaviçe çeşitleri yaygındır. Kanaviçe son zamanlarda kanaviçe denilen hazır bezler üzerine yapılmaya başlandı. Bu bezlerden  genellikle  namazlık, el bezi ve tablo gibi eşyalar yapılır.

                                                                    

Kına Gecesi

Geleneksel kına gecesine kız tarafının yakınları ve gelinin kız arkadaşları çağırılır. Erkek tarafından ise bayanlar ile yakınları kuruyemiş ve kına ile gidilir. Erkeklerin kına gecesine katılması ve oynaması kesinlikle olmaz.Gelin yöreye göre ya tuvalet, ya da bindallı denilen kadifeden ve işlemeli, ayak bileklerine kadar uzanan kaftan türünde bir giysi giyer. Misafirlere kuruyemiş ve içecek ikram edilir. Kına yakılmadan önce darbuka eşliğinde şarkılar, türküler söylenir ve gelin oynatılır. Eğlence bitince gelin salonun ortasına oturtulur, başına kına tülü denen kırmızı bir tül örtülür ve herkes yerine oturur. Daha sonra kına güzel bir tepside karıştırılır; çiçek ve mumlarla süslenir. Genç kızlara birer mum verilir.
Önden kına tepsisiyle iki orta yaşlı hanım, arkasından da genç kızlar ellerinde mumlarla içli türküler söyleyerek geline doğru yürürler. Kızlar gelinin etrafında halka oluştururlar, hanımlarsa gelinin önüne çömelir. Kına saati erkek tarafından bir veya iki bayan gelip iki tane altın getirirler. Kına gelinin iki avucunun ortasına sürülür ve altınlar üzerine koyulup bastırılır. Bu sırada içli türküler söylenmeye devam edilir; amaç gelini ağlatmaktır. Daha sonra gelinin elleri beyaz tülbentle sıkıca bağlanır ve üzerine kırmızı renkteki kına eldiveni giydirilir. Gelin ağladıktan sonra kırmızı örtü açılır ve misafirlere kına dağıtılır. Gelin yerinden kaldırılır ve neşeli türküler eşliğinde oynatılır, böylece kına sona erer ve misafirler dağılır.

 

            Gelin alma:

Düğün sahipleri; kız evi gelin vermeye , damat evi gelin almaya çağırır. Kız evindekiler sabah toplanınca geline el öptürüp bahşiş verir, gelin elini öptüğü erkek akrabalarına  dokuma peşkir verir.

Damat evinde toplanan davetliler gelin arabasını süsler, arabanın önünde oynayarak gidilir. Gençler bahşiş almak için arabayı devirme teşebbüsünde bulunur. Kız evine gelince ; gelin kızın abisi kaynataya  özel yapılan minder ve yastığı gösterir, bahşiş alır. Davetliler oturduktan sonra  kaynanaya hoş geldin demek için gelin gelir, elini öper ve odaya geri döner. Damadın  yengeleri gelini ister. Gelinin yengeleri gelinin çıkmadığını söyleyerek bahşiş ister.Bahşişi alan yengeler gelini verir. Gelin dışarı çıkarken kapının arkasına tükürür.Kötü huylarının orada kalacağına inanılır. Gelin kaynananın bulunduğu  yere  gelir el öper oturur.Kaynana sevincine şeker saçar.Gelin kaynananın çemberini açar. Yengeler  gelinin avucuna mendili açar bahşiş toplar. Bu toplanan bahşiş yengelerin olur. Gelinin eline ikinci bir mendil konur içine kına konur. Geline bahşiş toplanır. Kaynana gelinin başına kadife veya ipekli kırmızı kumaştan duvak örter. Dakı’ya tutulur. Buna “AĞDI” da denir.. Herkes vereceği hediyeyi yengelerin çığırtkanlığında geline verir.

Gelin anne ve babasının elini öper. Babası beline kırmızı kuşak bağlar, gelini teslim eder.

Türkü söyleyerek oynayarak damat evine gelinir. Kara günler geride kalsın denerek,  kara kazana bastırılan gelin arabadan indirilir. Gelin kapıya gelince ,  kapıya kaymak ve pekmez sürülür. “Bolluk ve bereket  getirsin diye” koltuk altına ekmek  sıkıştırılır.  Eline ibrik verilir, su dökerek içeri girer.(Rahat ve huzurlu bir hayat geçirsin diye). Gelin içeri girince bu ekmek oradakilere bölüştürülerek dağıtılır.İşleri rast gitsin diye.

 

Gerdek:

Akşam imam nikahı kıyılır. Gelin gerdek odasına girince yengeleri yatağın üzerinde erkek bebek yuvarlar ilk çocuğun erkek olmasını dilerler.Gelin ve damat sağdıçları ile birlikte evde kalır. Kız evinden gelen tatlı ve yiyecekler yenir.Sağdıçlar ve damat gelini konuşturmaya çalışır. Gelin konuşmadan sağdıçlar gitmez.Gelin konuşunca sağdıçlar evden ayrılır. Gelin ve damat yalnız kalır.

Çeyiz altı:

Ertesi gün erkek tarafının akrabaları toplanır. Geline el öptürüp bahşiş verir.Kaynana elini öptürüp süpürgeyi geline teslim eder. Tavuklara yem attırılır. İlk yemi tavuk yerse kız, horoz yerse erkek çocuğu olacağı söylenir. Eğlenilir.

Geze:

Bir hafta sonra gelinin kardeşleri yemeğe davet edilir.Ertesi akşam damat sağdıcı ve arkadaşları ile  kaynanayı ziyarete gider.Daha sonra gelin, damat ve yakınları kız evine tatlı yemeye giderler. Burada damada  çeşitli şakalar yapılır.( kedi nallatılır, süpürge teli saydırılır, ......vb).Damadın ayakkabıları saklanır. Damattan bahşiş alınır.

Bir hafta sonra kız evi  iadeyi ziyaret için damat evine davet edilir. Yemekler yenilir ve eğlenilir.

Bir hafta  sonra da  damadın kadın akrabaları gelin ile birlikte gelinin annesine yemeğe giderler. Buna “küçük geze” denir.Daha sonra da kızın akrabaları geline ziyaret gelirler.Bu gezmeler bittikten sonra gelin kaynanası tarafından akraba ziyaretlerine götürülür.


Çocuğun Doğumu

Türk toplumunda bir çocuğun doğması, insanlığın doğmasıyla eş anlamlı bir mutluluk, bahtiyarlık olarak kabul edilmiştir. Bu bakımdan çocuğa soy ağacının devam ettiricisi nazarıyla bakılır. Hamile Kadınlarla ilgili geleneksel anlayışlar:

Hamile kadın ip üstünden atlarsa doğacak bebeğin bağırsak düğümlenmesi olacağına inanılır.

Hamile kadın aynaya bakarsa doğacak bebeğin gözleri şaşı olur.

Hamile kadın kocasının elbisesine basarak geçerse doğum zor olur.

Loğusalık dönemine ait inanışlar ise:

Bebek doğmadan hiçbir giysi hazırlanmaz. Doğduktan sonra üç kişiye, üç günde bir gömlek diktirilir. Doğum sonrasıyla ilgili her yerde olduğu gibi köyümüzde de değişiklik arzeden bazı gelenekler vardır.
Çocuğun göbek kordonunun para üzerinde kesilmesi, ileride zengin olacağına, okul bahçesine bırakılması veya kitap arasına bırakılması iyi okuyacağına, kitap sevgisi kazanacağına, ahıra atılması ise hayvan sevgisi kazanacağına işaret

           

Aile Yaşamı

Türk Aile yapısında mutlak otorite babaya verilse bile anne ninde aile yapısında çok önemli bir yeri vardır ve alınan karalarda mutlaka onayı alınır. Baba, aile bireyleri arasında iş bölümü yapar, çocukların yetiştirilmesinde anne ile beraber ortak sorumluluklar üstlenir. Sevgi ve saygıya dayanan bir bağlılık söz konusudur. Geçim kaygısı, iş bölümü gibi günlük hayatın getirdiği sıkıntılar, bu bağlılığı sarsmaz ve sorunlar dayanışma ruhu içerisinde aşılır. Anne, çocukların bakımında ve ev işlerinin birinci derecede rol oynar.

Doğum Öncesi

Çocuk sahibi olma isteği bir hasret belirtisi şeklinde karşımıza çıkmaktadır. "Çocuksuz ev meyvesiz ağaca benzer" Atasözü bunun için söylenmiştir.
Çocuk sahibi olmayan çiftler genellikle doktora giderler. Bunun yanında hocaya ve hatta yatırlara gidenlerde vardır. Çocuk olması için kurşun döktürme, adak adama ve dilek dileme... vb. yollara başvurulduğu görülür.

Doğum Sonrası

Bebek doğduktan sonra anne 40 gün süreyle hava karardıktan sonra dışarı çıkmaz.Yeni doğan bebek ilk üç gün tek başına bırakılmaz.Loğusa kadının uçkuruna demir toka bağlanır. Şeytanın yanına yaklaşmayacağına inanılır. sayılır.
Çocuğun doğmasıyla ilgili bahşiş alıp - verme geleneği oldukça yaygın bir biçimde yaşatılmaktadır.
Bunlardan başka komşu ve akrabalar tarafından bebek görme adeti de vardır. Herkes gelir düzeyine göre para, altın ve giyecek eşyası gibi çeşitli hediyeler getirip verir.Genellikle kırkı çıkmayan çocuk dışarıya çıkarılmaz.
Çocuğun kırkı çıkana kadar"kırklanma " veya "kırk çıkarma "  yaşanan geleneksel inançlar:Yeni doğan bebeğin beşik yatağının  altına üç çiğnem ekmek, üç fiske tuz, üç tane söndürülmüş kor konur.Yeni doğan bebek üç günlük olunca önce tuzlanır sora yıkanır. Bebeğin yıkama suyu dökülmeden önce içine üç adet kızgın kor atılır. Öyle dökülür. Kırkına kadar buna devam edilir.Bebek 40 günlük olunca kırklanır.Yumurtanın içi oyulur, suya konur fesleğen ile karıştırılarak bebek yıkanır (Her zaman güzel kokması için).İçi boşaltılan yumurta kabuğu ile    3x 3= 9 kere başından su dökülür.Sonra durulanır. El ve ayak bileklerine kımızı-beyaz kıvratılmış ip bağlanır. İpler sıkana kadar çıkarılmaz. Buna kırklık ipi denir. Sağlık getireceğine inanılır.Bebek 40 günlük olunca anneanneye kırk uçurmaya götürülür.Bebek doğunca beşiğin içine kızsa süpürge, erkekse pulluk demiri konulur ( bebeği koruyacağına inanılır), bebek yalnız bırakılmaz. Eskiden doğumu ebe anneler yaptırırmış.Bu gün sağlık ocağı ve ebe bulunmaktadır. Doğumlar hastanede yapılmaktadır.

 

Çocukluk çağında uygulanan gelenekler:

Yeni doğan bebeğin tırnakları kesilmez.

Bebek hangi gün doğmuşsa  yaşına kadar haftanın o günü yıkanmaz.Giydiği giysinin yakışmayacağına inanılır.

Saçı ilk kez kestirilirken  berbere havlu verilir.İlk dişi çıkınca, dişe metal para sürülür, para bir çocuğa verilir. Dişlerinin sağlam olacağına inanılır. Diş mısırı pişirilir, akrabalar mısır yemeye davet edilir.

İlk yürümeye başlayınca, horoz kesilir. Buna “adım horozu” denir. Eti komşulara dağıtılır.

Geç konuşan  çocuğa konuşması için yedi evden un toplanır, çörek yapılır, çocuklara dağıtılır.

Çok ağlayan bebeğe kurşun döktürülür.

-Sünnet geleneği:Sünnetten önce mevlit okutulur.mevlit töreninden önce sünnet olacak çocuklar diğer yaşıtları ile traktör ile ve konvoya katılacak diğer araçlarla köy içinde dolaştırılarak mevlit olacağını böylece duyurmuş olurlar Köylüye yemek verilir. . Sünnet genelde Davullu düğün ile görkemli bir tören ile yapılır.sünnet olacak çocuğun ikna edilmesi korkmaması için bir aile büyüğü yardımcı olur

 

 

Çocuk Oyunları

Giderek unutulsa da; Esir alma, tıp, tura, tombala, akşam pıtı, körebe, çelik:çomak, zıpçık,kokandik, fırıldak (topaç) hemen hepimizin bir zamanlar oynadığı, bugün ise özlem duyduğu oyunlar. Gelişen teknoloji çocukların oyun anlayışlarını da çok çok değiştirdi. Uçurtma uçurmak çocuklar için eğlencenin bir başka boyutuydu.

Asker Uğurlama

Askerliğini yapmış gençlere adam olmuş, akıllanmış gözü ile bakılır. Eğer bekarsa artık evlendirilmesi gerektiği düşünülür.Askerlik çağına gelen gençler, askere gitmeden bir ay önce dost ve akrabalarını ziyaret ederler genellikle akşam yemeğine davet edilirler. Bu gençler kendi aralarında daha önce belirledikleri bir yerde toplanır, sabaha kadar eğlenirler. Gidecekleri günün sabahı helâlleşmelerden sonra davul - zurna ile uğurlanır. Asker dönüşü karşılama yapılmaz.

Ölüm

Ölü yıkayıcısı vardır.Ölen kişi için en  yeni olanından döşek hazırlanır. Abdest aldırılarak  rahat döşeğine yatırılır.Takma dişi varsa çıkartılır, çenesi bağlanır.Üzerine bıçak konur.Kuran okunur, ilahiler söylenir.Helva kavrulur.Yıkamaya çıkartılınca döşeğin açıldığı yere bir tas içinde un ve para konur, daha sonra bu para ve un dul bir kadına verilir. Cenaze ölü yıkayıcılar tarafından yıkanarak hazırlanır.Mezar kazmaya yakınları gider. Onlara ekmek ve helva gönderilir.Yıkanıp hazırlanan cenaze tabuta konur. Mezarlığa götürülür. Cenaze namazı kılındıktan sonra  gömülür. Kadınlar mezarlığa gitmez. Evde kuran okunur. Mezarlıktan gelecek olanlara yemek hazırlanır.Dönünce doyurulur.

Ölenin yedisi, kırkı, elli ikisi, seneyi devriyesi yapılır.Devir-ıskat yoktur..

Nazar ve Nazarlık

Nazara inanılır. Bu yüzden "Allah nazardan saklasın, kırkbirkere maşallah" tabirleri temenni maksadıyla söylenir Nazar okuyan kişilere nazar okunulur. Nazara karşı nazar boncuğu takılır. Evlerin kapı veya duvarına at nalı, bebek patiği takılır.Yeni biten inşaatın çatısına  basma bağlanır.

YÖRE İNANIŞLARIMIZDAN HIDRELLEZ

Hıdrellez çok önemli, özlemle beklenen bir gündür Baharla beraber hıdrellez gelmiştir.Hıdrellezin geldiği anlaşıldığı günün akşamı kızlar toplanırlar. Bir toprak çömlek veya bir büyük bakraç alırlar. Çömleğin içini su doldururlar. Her genç kız çok küçük bir çiçek demetçiği hazırlar. Çiçek demetinin bağına kendisine ait bir eşyasını bağlar. Bu genellikle yüzük, kolye, küpedir. Hazırlanan çiçekler su dolu çömleğe atılırlar. Çömleğin ağzı kapatılır ve bir gül ağacı altına konulur. O gece orada kalır.gece ise mahalle başlarında veya uygun alanlarda ateş yakılıp özellikle gençler ve çocuklar mutlaka ateş üstünden en az yedi kez atlayıp dilekler tutarlar bu eylem ateş iyice sönene kadar devam eder.
Kadınlar sonraki gün ağaçlık bir yer olan, eğlencenin yapılacağı yere giderler.orada salıncak kurulup gün boyu sallanırlar kendi aralarında çeşitli türküler söylerler.Hıdrellez günü bilhassa çocuklar erken kalkarlar ve şenlik alanında toplanır. Öğle olunca kimse evine gitmez. O gün öğle yemeği evlerden getirilen hamur işleri v.b.yenir.Tören başlamış olduğundan darbuka eşliğinde çeşitli oyunlar oynanıp türküler söylenir.
Daha sonra kızlar gidip çömleği getirirler. Çömlek ortaya konulur, etrafına mani okuyacak kızlar otururlar. Bir kız çömleğin başına oturur. Ona çömlekçi denir. Çömlek bir kız çemberi ile örtülüdür. Çömlekçi elini çömleğe sokar, etraftaki kızlar bir mani okurlar ve hemen arkasından çömlekçi bir takı vb. eşyayı çıkarır Söylenmiş olan bu mani takının sahibidir. Bu çömlekteki takılar bitene kadar tekrarlanır. Geriye kalan su ile yüzlerini yıkarlar. Böylece dinç olacaklarına inanırlar. Ayrıca o gün tarlaya gidilip çalışılmaz, çamaşır yıkanmaz ve el işi yapılmaz ..

İNANÇLAR

Geceleri tırnak kesilmez.
Sağ el kaşınırsa para gelir, sol el kaşınırsa para gider.Bebeğin üstünden atlanırsa bebek fazla büyümez.
Doğum sonrası kadınlar "kırkları" çıkmadan birbirini ziyaret edemezler.
Kollar çaprazlama koltuk altında tutulmaz.
Büyüklerin karşısında bacak bacak üstüne atılmaz, uzun oturulmaz ve yatılmaz.
Kulak çınlaması bir kişinin aynı anda başka bir yerde anıldığını işaretidir.
İki bayram arasında düğün, nişan sünnet vs. yapılmaz. Kırklı bebek ve kırklı yalnız bırakılmaz. (Al basar)
Elbisesi sökük veya yırtık bir kimsenin elbisesi üzerindeyken dikilmez, dikilecekse "nasibinin dikilmemesi için" ağzına herhangi bir madde almalıdır, vs. anlayışlar yaşatılmaktadır.

 

İMECE

Yöre insanın birbirleri ile yardımlaşması ve bu sekile birkaç günde bitecek işi, bir günde bitirmeleri anlamına gelen imece, halen sürdürülmektedir. Ancak eski önemini yitirmiştir.fakat yapılan önemli çalışmaları da hatırlatmak gerekiyor.Karacamurdan getirilen içme suyu,köy ilköğretim okulunun yapımı.cevre düzenlemesi(çam ağacı ve çiçeklik)ve park’a yapılan çok amaçlı salon.

FOLKLOR

 Kadın ve erkek barlarının ayrı yapıda olduğu, kadın barlarında ses genişliği daha fazla olan ezgilerin yer aldığı, oyunların isim ve ezgilerinde, folklorik kıyafetleri ile benzerliklerin görüldüğü, kıyafet olarak; kadınların çeşitli renklerde bindallı,kadife cepken ,kadife şalvar,çorap ve rugan ayakkabı giyip,bellerine çeşitli sargılar taktıkları; erkeklerin ise: yakasız gömlek,yelek,cepken, ,kuşak,çorap,alçak topuklu- burunsuz siyah renk ayakkabı giydikleri, takı olarak da köstekli saat  taktıkları, diğer bölge oyunlarına göre  daha hareketli olduğu, yörede bar oynamaya “HALAY  TUTMA “  dendiği, oyunlarda DAVUL-ZURNA çalgılarının eşlik ettiği, kadın oyunlarında ise darbuka çalındığı bilinmektedir.

SALLANMA :

Bu oyunda söylenen her hangi bir söze rastlanmamıştır davul zurna ile oynanan çok hareketli bir oyundur.  Bu barı oynarken , vucut ister istemez bir sallanma yapar. Bundan ötürü adına " Sallanma" demişlerdir. Figürleri, ayak uçları ile dizlerden yapılır. Üç kez bir sağa bir sola ,tekrar sağa salındıktan sonra , sağa doğru   ayak vurmalarla ve taban vurmalarla sekilir. Sonra başlanılan figüre dönülür. Bu hareket  de ağırdan başlayarak, çabuklaşır ve tüm vücudu sıçratmalara kadar gider. Dizi halinde el ele veya omuzlardan tutularak oynanır.

SARHOŞ BARI :

Davul zurna ile oynanır . Çevremiz düğünlerinde içki içildikten sonra oynanan , umumi figürleri ile bir  sarhoşun çalgıya ayak uydurarak sallanmasını anlatan bir erkek barıdır . Bar ilk kez ağırdan başlar , dizler kırılmadan bacak lar dik atmak suretiyle elleler hareketli ve kalkık bir sıra halinde oynanır. Ayaklar seri olarak ileri geri atılır. Daha sonra figürlerde çalgının ritmine uyularak çabuklaşma olur . Bu oyuna ait herhangi bir söz bilinememektedir. Oyun istenildiği kadar oynana bilir  

folklorda, yöreye göre halk oyunlarında kavimlerin etkisi vardır.bunun yanında ilköğretim okulunun yoğun çalışmaları ile ülke folklorundan bir çok yöre oyunu oynanmaktadır. Yöresel oyun olarak karşılama ve halay oynanmaktadır.Yörenin müzisyeni yoktur.fakat ilgilenen yeni nesil yetişmektedir

Düğünlerde  davul-zurna  ve orkestra  çalar.kına gecelerinde ise eskiden darbuka çalınarak eğlenti yapılırdı.Özel oynanan oyun yoktur.

 

.
 Spor                      

Avcılık,Balıkçılık tutkusu eskiden beri süre gelmektedir. Önceleri düğünlerde bayramlarda güreş turnuvaları düzenlenirdi. Ayrıca şimdilerde de yapılmakta olan köyler arası - mahalleler arası futbol karşılaşmaları yapılır.1961 yılında kurulan köy futbol takımı bölgemizde önemli başarılar almıştır ve yetenekli bir çok sporcu çıkartmıştır.amatör  kulüp çalışmaları kulübün kendi imkanları ile sahasını yapması ve çalıştırdığı kulüp binası ilede başarılarına devam etmektedir.

Mahalli Yemekler:

Beldemize ait özel bir yemek bulunmamaktadır.fakat hamur işinden yapılan dızman,yoğurtlu pide.hamur kızartması (kolaç) günümüzde de sık sık uygulanan mutfağımıza has özellikler olarak göze batmaktadır.

 

 

 

 

GÜNLÜK HAYAT BİLGİLERİ-HALK BİLGİLERİ

Günlük yaşantıdan bilgiler:

a-Komşuluk ilişkileri karşılıklı yardımlaşma, işlerde yardımcı olma, acısını sevincini paylaşma şeklinde olur.

b-Eğlenceler tüm köy halkının davet edilmesi ile toplu olarak yapılır.

c-Misafirliğe haber verilerek gidilir.Davet edilen veya habersiz gelen her misafir yemekle ağırlanır.

d-Eskiden işler imece usulü sıra ile yapılırdı.

Dini inanç ve gelenekler:

a-Kurban Bayramında yedi evde mutlaka yemek yenir.

b-Hacca gidene hediye götürülür. Hacdan gelene hoş geldin’ e   gidilir, hediye alınır.

c-Cami ve kadrolu imam vardır.

-Halk hekimliği eskiden varmış, şimdi yok.ama göbek kayması, bel çekme gibi olaylar yaşayan büyüklerimiz tarafından  başarı ile uygulanmaktadır

-Halk hukuku:

a-Mirasta  kız erkek ayrımı yapılmaz, eşit paylaşılır.

b-Kan davası yoktur.

c-Yasak ilişkiler kesinlikle hoş karşılanmaz.

d-Çok eşlilik yoktur.

e-Yakın akraba evliliği yapılmaz.

f-Kız kaçıma olaylarında anlaşma sağlanıp, düğün yapılır.

g-Sınır anlaşmazlıkları nadiren olur, mahkeme yoluyla halledilir.

 

 

 

-Halk ekonomisi:

Bilinçli tarım yapılmaktadır.son zamanlarda sanayi fabrikalarında çeşitli görevler alınmaktadır.bunun yanında esnaflık ve tüccarlık ,nakliyecilik gibi çok çeşitli ekonomik dallarda faaliyetler gösterilmektedir.seracılık çiçekçilik gibi alanlarda da faaliyetler yapılmaktadır.çok olmamakla beraber tavşan yetiştirciliğ,arıcılık ta yapılmaktadır1970 lere kadar köyümüzde un değirmeni de faaliyette olup subaşı ve civar köylerin ihtiyacını karşılamıştır.zirai donatım kurumu ve subaşı ve cevre köyleri kooperatif’ ide köy ekonomisine fayda sağlayacak çalışmalar yapmıştır.

 

-Batı inançlar:

Doğmayan bebeğe eşya hazırlanmaz.

 

 

-Büyü, muska, cin çağırma, falcılık:

a-Yörede bu işlerle uğraşan kişiler yoktur.

b-Kulak çınladığı zaman birinin andığına inanılır.”Dostsa ansın, düşmansa yansın” denir.

   El kaşınınca para geleceğine inanılır. Ayak kaşınınca yola gidileceğine inanılır.

-Bayram:

a-Dini bayramlarda büyükler ziyaret edilir, elleri öpülür.köy dışındakiler mutlaka gelir büyüklerini ziyaret ederler bayramlarda tatile gitmek gibi düşünce tarzı yoktur.

b-Hıdırelezde şenlik yapılır. Nevruz kutlanır.

 

-Halk edebiyatı:

-Halk Bulgaristan’ın  Madrova yöresinden göç ettiği için göçmen şivesi ile konuşulur.yaşayan büyüklerimiz ağıt ve manileri özel gün ve zamanlarda söylemektedir

MADDİ KÜLTÜR:

            a-Eskiden evlerde kim ve kumaş dokunurmuş.

b-Giyim kuşam moderndir. Kına gecelerinde  milli kıyafet giyinilir.

c-Folklorik kıyafet vardır. Şalvar, yelek, bürümcük gömlek, uçkur, çember.

h-Evlerde her tür meyveden  geleneksel yöntemlerle meyve suyu yapılır.

I-Şeker kamışından pekmez yapımı, ipek böcekçiliği, hayvancılık vardı; bu gün yoktur. Eskiden tarlalara tahıl ekilirdi. Şimdi modern yöntemlerle meyvecilik yapılmaktadır.(Şeftali, kivi, nektarın,erik,elma ayva, armut...vb.)

MÜZİK:

Özel bir çalgımız yoktur bölgede kullanılan davul,zurna  ile yöresel müziğimiz çalınmaktadır.bunun yanında yakın dönemde subaşı halk eğitim’e ait halk müziği korosu kurulmuş kısa bir dönemde olsa başarılı çalışma yapmıştır.aynı dönemde çok başarılar sağlamış  halk müziği solistleri ile bağlama çalan değerli elamanlarda  bünyesinde barındırmıştır.

 

 

 

 

 

KAYNAK KİŞİLER:

 

Fatma KOCAMAN

 Bulgaristan –29/09/1935

Hasan KOCAMAN

Bulgaristan 19/03/1933-

             Tenzile KUŞ

Bulgaristan -  1926

Mahmut & Sevim GÜRSU

BEYCİLER 1935…KARAMÜRSEL 1938

 

Derleme tarihi: 15/12/2004

 

Katkılarından dolayı çağdaş yaşamı destekleme derneği subaşı belde başkanı Suna KOCAMAN’a çok teşekkür ederiz

 

 

 

 

 

Alternative content

Get Adobe Flash player



Copyright ©
Yalova / Altınova / Subaşı Beldesi Merkez Mahalle Muhtarlığı Resmi Web Sitesidir.